"Gönül Çalab'ın Tahtı" Bir Yunus Emre Sözlüğü müdür?

("Gönül Çalab'ın Tahtı" Bir Yunus Emre Sözlüğü müdür?; Ayraç Dergisi, Sayı 67, Mayıs 2015)


Meşhur yazarlardan ve şairlerden bazıları, dili ustaca kullanıp kelimelere türlü manalar atfederek semantik açıdan çok katmanlı metinler inşa ederler. Ayrıca metinler güzel bir üslup çerçevesinde teşekkül etmişse, belâgatten yahut retorikten nemalanmışsa ve belli bir devrin dil özelliklerini yansıtıyorsa, anlatılana tam manasıyla nüfuz etmek, sofistike bir okurun dahi kolay kolay altından kalkabileceği bir iş değildir. Bu sorunu çözmek adına yazarın yahut şairin eserlerinde, hangi kelimeyi ne anlamda kullandığına dair yapılan sözlük çalışmaları, metni anlama ve kavrama hususunda yardımcı rol oynamaktadır. İngilizceyi özgün bir biçimde kullanan Shakespeare ve Arapçanın derinliklerine inen Muhyiddin İbn Arabî için hazırlanan sözlükler işbu gayeye hizmet eden çalışmalara örnek olarak gösterilebilir. Filhakika yazarın ya da şairin bütün eserlerinin tarandıktan sonra sözcüklerin ve kavramların ne manaya/manalara geldiğini tespit ve tayin etmek, bilgi, emek, zaman gibi pek çok şey isteyen, bir hayli çetin bir iştir.

Tartışmasız büyük Türk şairlerinden olan Yunus Emre hakkında çok fazla söz söylenmiş, belki de bu yüzden hep değişik mecralara çekilerek birbirine zıt Yunuslar ihdas edilmiştir. Büyüklüğünün herkes tarafından takdir edilmesine rağmen kâh bazı dediklerinin çok ön plana çıkartılarak asıl gayesinden saptırılmasının, kâh demek istemedikleri üzerinden asılsız yakıştırmalar yapılmasının, kâh şiirlerinin indi mütalâalar etrafında yanlış yorumlanmasının bizi yanılgıya düşürmemesi için tek çaremiz Yunus Emre’yi bizzat kendi eserleri üzerinden okumak ve anlamaktır. Mamafih Yunus’tan bu yana, gerek insanlığın, gerekse Türk cemiyetinin bünyesinde köklü değişmeler olmuştur. Hele bizim cemiyetimizde meydana gelen değişmeler başlı başına bir meseledir. Siyasî rejim, sosyal yapı, iktisadî hayat ve günlük yaşayış tamamıyla değişmiştir. Güzellik ve sanat anlayışı, bambaşka bir şekil almıştır. Zevk, gelenek, görenek ve alışkanlıkların bir kısmı kaybolmuş, bir kısmı da tanınamayacak şekilde başkalaşmıştır. Şairin tek vasıtası olan dil nice müdahalelere maruz kalmış, kaç kere büyük badireler atlatmıştır.[1]


Yunus bir mutasavvıf olduğundan, Yunus Emre’nin yaşadığı dönemin siyasî, sosyal, ekonomik ve kültürel alt yapısı ile o devir Anadolu’su tasavvuf mekteplerinin yapılarının ve birbirleriyle bağlantılarının çok iyi bilinmesi gerektiği ve bu iki temeli sağlam kurmadan, yalnız Yunus Emre’nin şiirlerine dayanarak – üstelik onlarda kullanılan tasavvuf kavramlarına iyice vukuf peyda etmeden – onu anlamanın imkânsız olduğu[2] göz önünde tutulursa, şiirlerin anlaşılması için lengüistik gayretlerin kifayet etmeyeceği aşikârdır. Her kelimenin manasının açıklandığını varsaysak bile, tasavvufî ıstılahların ne ölçüde izah edilebileceği, su götürür bir meseledir. Zira sufîler zümresi aralarında birtakım tabir ve terimler kullanmaktadır. Maksat, kendilerine has (ruhî ve sırrî) manaları birbirine anlatmak ve açıklamak, kendi yollarına yabancı olanlardan bu manaları gizlemek ve saklı tutmaktır.[3]  Ancak şiirleri çözümleyebilmek adına ilk adım mesabesinde bir sözlük hazırlanması gereklidir, hatta bugüne kadar hazırlanmamış olması büyük bir noksanlıktır.

AŞAĞIDAKİ BAĞLANTIDAN YAZININ DEVAMINI OKUYABİLİR VEYA İNDİREBİLİRSİNİZ:





Hiç yorum yok :