Prof.Dr.Ali Köse

(Ayraç Dergisi, Sayı 61, Kasım 2014, s.38-46)




"ÜRETEMİYORSANIZ, DEĞERLERİNİZİ NASIL MUHAFAZA EDECEKSİNİZ?"

Söyleşi: Ekrem Sakar, Yunus Emre Tozal

İlâhiyat Fakültelerinin, verdikleri formel eğitimin ve öğretimin yanı sıra muhafazakâr öğrenci yetiştirme misyonu da üstlendiklerini söyleyebilir miyiz?

Kâğıt üzerinde belirlenmiş, kararlaştırılmış bir şey yok; ancak buna doğal bir misyon diyebiliriz. Tabii ki bu katı, belli bir yoruma ve mezhebe bağlı bir muhafazakârlık anlayışı değil. Biz tefsiri de, fıkhı da biliyoruz ama zamanın ruhunu da biliyoruz. Psikoloji, sosyoloji ve antropoloji de okuyoruz, Batı’daki dinî akımlar üzerine dersimiz bile var. Gelenekçiyiz ve gelenek taraftarıyız. Söz kime ait hatırlayamadım ama yine de zikredeyim: “Gelenek sadece külleri savurmak değil, aynı zamanda ateşi canlı tutmaktır”. Bir karşılaştırma yapacak olursak, Marmara İlahiyat’ta 1960’larda okuyan öğrencilerin muhafazakârlık dozuyla 2000’lerdekilerin muhafazakârlık dozu aynı değildir. Aslında her toplum biraz muhafazakâr biraz çağdaştır. Temel problem zaman faktörüdür. Küreselleşme dediğimiz şey, insanların farklı şeylerle daha hızlı tanışmasını sağlıyor. “Process” dediğimiz şey, şimdilerde çok hızlı ilerliyor. Değişim eskiden de vardı ama bu kadar ani değildi ve bir sindirme sürecini kapsıyordu. Ama şimdi öyle değil. 

Bizim Batılılaşma serüvenimiz 200 yılı aşkın bir süreyi kapsar. Mesela savaşlarda yenilmeye başlayınca, başka bir silâh türüyle karşılaşınca ordudaki muhafazakâr tavır zaman içinde değişmiş. Artık yeni bir şeyle sürekli karşılaşma halindeyiz. Herkesin her şeyden, anında haberi oluyor. Bu nedenle, küreselleşme olgusunu düşünmeden muhafazakârlık hakkında fikir üretmek mümkün değil.
Beyoğlu’nu anlatan bir belgesel seyretmiştim. Eski İstanbul’u anlatıyordu. Bir amca Perşembe Pazarı’ndan bir çamaşır leğeni almış ama utancından o leğeni elinde taşıyarak eve götüremediğinden bahsetmişti. O zamanlar sokakta elinde leğen taşımak negatif bir imajmış. Şimdiki bir amca aynı şeyi düşünmez, çünkü olgular farklılaştı. Ama şimdi Beyoğlu’nda yaşayan birisinin utanacağı bir başka şey türemiş olabilir. Muhafazakârlığın tanımı, olanı korumaksa, bu olgu her zaman var. Meselâ başörtüsü dinin, muhafazakârlığın sembollerinden birisidir; fakat Nişantaşı’nda, Moda’da yaşayan birisinin muhafazakârlığı da başı açık olmanın korunması olabilir.


AŞAĞIDAKİ BAĞLANTIDAN RÖPORTAJIN DEVAMINI OKUYABİLİR VEYA RÖPORTAJI İNDİREBİLİRSİNİZ:


Hiç yorum yok :